Rio de Janeiro- Santa Teresa

2

 

Santa Teresa, Rio de Janeiro ‘ nun en eski semtlerinden biri, aynı zamanda da belki en bohemi olduğu söylenebilir. Sahildeki Ipanema ve Coppa Cabana’dan son derce farklı bir atmosfer var burada. 

Bir tepede bulunan Santa Teresa, 18oo’lü yılların ortalarında, Carmelite Convent (Santa Teresa’nın en eski binası) etrafında inşa edilmiş. Şu anda Rio’da koloniyal evlerin bulunduğu nadir semtlerden biri. 1900’lü yılların ortalarına kadar üst sınıfın oturduğu bir semt iken, şimdi daha çok sanatçılar, ressamlar, heykeltraşlar yerleşmiş. Çok güzel binalar göreceğiniz bu şirin semtte, evler yavaş yavaş yenileniyor. Kötü durumda olan az sayıda bina kalmış. Santa Teresa’nın evleri kadar bu tepeden Rio manzarası da hem gündüz hem de gece görülmeye değer. Manzaranın en güzel olduğu yerlerden biri Parque Das Ruinas. Burası restore edilerek kültür merkezine çevrilmiş eski bir ev. Çok yakınında ise Chacara do Ceu müzesi var, hem Portinari, Di Cavalcanti gibi Brezilyalı sanatçıların, hem de Monet, Matisse, Picasso gibi avrupalı sanatçıların eserlerini görebilirsiniz.

Buradaki en büyük turistik aktivite herhalde “bondinho” adı verilen, küçük sarı tramvay. Bondinho, Santa Teresa’yı şehir merkezine (Largo da Carioca) bağlıyor. Eskiden tüm şehirde ulaşımı sağlayan bondinho, şu anda sadece bu küçük hatta kalmış. Eski şehirden şu anda çoğu iş yerinin bulunduğu ve upuzun binaların yükseldiği merkeze inerken, tarihte bir yolculuk yapıyormuş hissine kapılıyorsunuz. Tramvay, Rio’nun simgelerinden biri haline gelen Arcos de Lapa’nın da üzerinden geçiyor.

Santa Teresa’da tramvayı uzun zaman beklemeniz gerekebilir, ben yaklaşık yarım saat durakta bekledim. Bu bekleyiş süresince de doğru yerde olup olmadığımı ingilizce bilen herkese sorarak teyit ettim. Güney Amerika’da İngilizce bilen sayısının az olması, seyahatin en zor taraflarından biri idi. Fransızca bilmek her ne kadar, insanların ne demek istedikleri hakkında bir fikir verse de, onlara kesinlikle derdinizi anlatamamak (özellikle taksi şoförlerine) bazen can sıkıcı oluyor.

guney-amerika-2010-515

Picture 1 of 13

Santa Teresa’da geçirdiğim ilk gece için bana tavsiye edilen yer ne yazık ki kapalı idi. Zaten oraya gidene kadar bayağı bir zorlandım, kayboldum. Üstelik yolu sorduğum bir adam, ben ne dediğini anlamayınca, elini gömleğinin altına sokup silah işareti yaptı ve anladığım kadarıyla  “burası çok tehlikeli, tek başınasın, soyulursun, vurulursun”  tipi birşeyler deyip beni vazgeçirmek istedi. Sokaklarda kimse olmadığından (sadece çevredeki evlerden çok yüksek sesle neredeyse bağırarak konuşan insanların sesleri geliyordu), adamın söylediklerinden çok ta etkilenmeyip yoluma devam ettim.

Tatilim boyunca o kadar çok tehlike uyarısı duydum ki, belki de bir noktadan sonra umursamaz oldum. Bulabildiğim ingilizce konuşan bir çift bana küçük bir bar tavsiye etti, yalnız gitmemem için beni bara kadar da götürdüler. Tam bir mahalle barı görüntüsünde olan bu bar çok şirin bir yerdi fakat ismini hiç hatırlamıyorum, belki de bir ismi bile yoktu. Orada yaşayanların gittiği hiç turistik olmayan salaş küçük bir yerdi. Çok aç olduğum için, portekizce olan menüden hemen karides olduğunu anladığım bir yemek seçtim. Çok kötüydü. Neyse ki yemeğimi beklerken iki fransızla tanıştım. Orada çalışan ve benden herhalde 5-8 yaş daha genç olan bu ikili sayesinde çok eğlenceli bir gece geçirdim. Bana tüm başlarına gelenleri anlattılar. O ana kadar duyduklarımdan hiç te eksik olmayan maceralarına rağmen kesinlikle ülkelerine dönmek istemediklerini ve Rio’ya ne kadar aşık olduklarını anlatıp durdular!

Nerede kalalım?

Nerede yiyelim?

Share.
Content Protected Using Blog Protector By: PcDrome.